Kazdağları! Sesini, nefesini sevdiğim…

Bu şehir insanı şaşırtır, alır bir o yana bir bu yana savurur, atar havaya da yere düşerken tutmaz. Şehri sevenlerine bırakıp gidersem nereye giderim; dağa, denize, ormana, maviyle yeşilin sarıldığı yerlere.

Gökkuşağını boynuma takar yelken açarım, yüzümde rüzgar.

Bu aralar hep yol şarkıları kulağımda, bir yolculuk hasreti yüreğimde. Beni hep Ege’ye götürür ayakları onları serbest bıraktığımda. Köklerini mi bulmak ister; atalarımın topraklarıyla arama deniz girmiş, hep denize gitmek ister.

Kazdağları! Sesini, nefesini sevdiğim. Nehir coşkusuyla, toprak çiçekleriyle, ağaçlar meyvelerle, hayvanlar yeni yavrularla kutlarken baharı, yüzünü dönmüş yaşama. Bülbüller sabaha kadar aşklarını ilan ederken uyumaya kıyamamak, uyandığın sabahın serin kokusuna sarılmak, doğa karşılıksız verirken ona kalbini açmak. Yeniden aşık olmak gibi, “kara kışın kuruttuğu kalbini gülümsemesiyle ısıtırken.”*

A band of outsiders, Loch Lomond

Hayaller insandan insana dolaşırmış ve dolaşırken yanlarına en sevdikleri şarkıları alırmış.

Hayallerin etrafa karşı vurdumduymaz bir tavır takınıp yersizce bünyeyi ele geçirdiği, insani savunmasız bıraktığı anlar vardır. İşte böyle bir anda, bir hayal tüm kalabalıkları susturup bana Loch Lomond şarkılarını getirdi.

Gidilmeli – Yapilmali – Bozcaada

Bozcaada denince akla gelen ilk şeyler şarabı ve temiz havası oluyor. Haritada yakın da neden hep oraya gitmiyoruz her haftasonu diyorsanız birkaç nedeni var. Şarabına gelince adanın üzümleri öyle güzel değil, malesef ana karadan geliyor üzümlerin %99’u. O yüzden “ay her şey organik, organik hayat, organik ev,…” kafasındaysanız büyük kazıklara doğru yol alıyorsunuz.
Yolu güzel, Tekirdağdan sonra biraz yoruyor ama o da Çanakkale ve Gelibolu’nun güzel doğasıyla kendini amorti ediyor. Feribottur vs derken adaya ne yaparsanız yapın 8 saatten önce gelemiyorsunuz. Bunun dışında adadakilerin eğlence anlayışı, zaman mefumu, konuşmaları, yürüyüşleri herşeyleri yavaş. Bir de yemeğinize kuş kakasını yaparsa, sakın değiştirmelerini istemeyin, “işte buraya kadarmış doğal hayat keh keh” diye esprilerle karşılaşıyorsunuz. Birdaha buna maruz kalmamak için öyle yerim şahsen.
Adadaki tombul köylü teyzelere, bohem dövmeli garsonların görünüşüne aldanmayın, hepsi cingöz. Özellikle meydandaki reçelcilerden, zeytinyağıcılardan da uzak durun, topu kazık. Gece bir dışarı çıkalım şööle bir balık yiyelim diyorsanız %100 yandınız. Otellerde daha önceden bilmediğiniz bir otele gidiyorsanız %50 mutsuz kalacaksınız.

Al Yazmalım

Annemle antikacıdan aldığımız yatağımda uyanıyorum. Telaşsız. Sakin. Güneş giriyor odama, rahatsız etmeden. Yatağa eski bir aşk sinmiş sanki…

Sonra şimdiki ilişkileri düşünüyorum… Bir başkasına zırnık duygu koklatmayanları, al gülüm ver gülümcüleri, kendine hayran bırakmanın denklemini kuranları, “bunu da elde ettim sıradakiiii” diyenleri,  sevgisinde cimri olanları, egosuna kapılmış kendini aşık sananları, düzene ayak uydurmak için yan yana duranları…

Ne zaman bu kadar “benci”leştik? Ne zamandan beri kalbimizi hayatımızdan çıkarttık?

Yaratıcılık ve Psikiyatrik Bozukluklar

Antik çağlardan beri insanlar “yaratıcılık” ve “psikiyatrik bozukluklar” arasında bir bağlantı olabileceğini düşünmüştür. Peki, gerçekten “deli profesörler” en acayip buluşları yapar, “şizofren ressamlar” en soyut sanat eserlerini üretir? Ya da yenilikçi bir tasarım yapmak için biraz kaçık olmak mı gerekir?

Psikopatolojik ve nörolojik bozukluklarla yaratıcılığın karakteristik özellikleri arasında benzerlikler bulunmaktadır. “Bipolar bozukluk”, “demans”, “dikkat kaybı bozuklukları”, epilepsi ve şizofreni ayrı ayrı yaratıcılık ile karakteristik anlamda benzerlikler gösterse de, bu ilişkiyi kesin olarak kanıtlayabilecek bilimsel bir kanıt yoktur. Acaba bu ilişki bir neden-sonuç ilişkisi mi yoksa gerçekten direkt bir ilişki var mı?

Şizofreni ve Görsel Algı

Bu imaj maskenin önü mü yoksa arkası mı? Şizofrenler biliyor. Fotoğraf: Thomas Papathomas

Bir maskeye karşıdan bakarak önüne ya da arkasına baktığınızı söylemek tahmin ettiğinizden çok daha zor olabilir. “Oyuk maske” efekti olarak adlandırılan etki yüzünden insan beyni algıladığı imajın iç bükey mi yok dış bükey mi olduğunu ayırt edemez. Ama ilginç bir şekilde herkes maskenin şeklini anlamakta zorlanmamaktadır. Yeni araştırmalar göstermektedir ki, şizofrenler bu eftkiden etkilenmemektedir.

İşitsel Algı

Günlük yaşamımızda insan seslerini bozan veya karıştıran birçok durumla karşı karşıya geliriz, ama çoğu zaman söylenenleri sorunsuzca anlayabiliriz. Bunun nedeni, beynimizin kayıp ses parçalarını otomatik olarak yapıştırmasıdır, bu olgu “işitsel restorasyon” olarak adlandırılır. O kadar etkilidir ki bazı durumlarda kayıp seslerin gerçekten orada olmadıklarına inanmak zordur.

Hayalimdeki Aşk – Ruby Sparks

“ Kusursuz eşi yaratmak mümkün olsaydı ve onu yanlışlıkla yaratıverseydiniz ne olurdu?