Leyla’nın Evi @Tiyatrokare

Ayça Varlıer sen koca bir çılgınsın!

Yazıya oyunla ilgili açıklayıcı birkaç giriş cümlesiyle girmeyi inanın çok isterdim, ama aklımda en çok yer eden şey budur. Bu kadar abartı bir karakter, bu kadar doğal ve inandırıcı oynanabilir mi? Herkesin kafasında bir Bülent Ersoy taklidi gibi klişeleşmiş “Alamancı” aksanı böyle gerçekçi konuşulabilir mi? Tüm bunların yanında hiphop’la helak olunurken, müzikal performans ve oyunculukta en ufak aksama olmaz mı? Roxy, başkası tarafından canlandırılamazmış. İdollerimin arasına bir yenisi daha eklenmiştir.

Şimdi oyuna geçebilirim sanırım. Zülfü Livaneli’nin yazdığı ve 60 baskıyla Türk edebiyatının en çok sevilen eserleri arasına giren Leyla’nın Evi adlı kitabının sahneye uyarlanmasıdır. Bana düşmez ama, Nedim Saban’ı gerçekten bu anlamda tebrik etmek lazım. Oyuncu kadrosuyla, barkovizyon görüntüleriyle, dekorla ve tabi ki Zülfü ve Ferhat Livaneli’nin gerçekleştirdiği müzikleriyle muhteşem bir prodüksiyon olmuş.

Babaannem 100 Yaşında @Tiyatroadam

Allah uzun ömürler versin… mi acaba?

“Geçinden yazsın” derler ama, babaanneye öylesine ifrit oluyorsunuz ki iple çekiyorsunuz ecelini. Öyle bir babaanne ki, eline geçirdiği her şeyi (yemek olması şart değil!) mideye indiriyor, bütün aileyi sırf o yesin diye gece gündüz çalıştırıyor, perişan ediyor ve asla, ASLA DOYMUYOR!

Antonius ile Kleopatra @Oyun Atölyesi

“Londra Olimpiyatları’nın bir bölümü olarak düzenlenen ve Shakespeare’in 37 oyununun 37 değişik ülke tarafından oynanacağı Shakespeare’s Globe 2012 International Shakespeare Festival’ine Türkiye’yi temsilen davet edilen Oyun Atölyesi 26 – 27 Mayıs tarihlerinde Londra’da Shakespeare’s Globe’da “Antonius ile Kleopatra” oyunuyla seyirci karşısına çıkacak!”

Oyun Atölyesi’nden gelen maildeki bu satırları okur okumaz koşa koşa bilet almaya gittiğim bir oyundu “Antonius ile Kleopatra”. Beklentim mi çok yüksekti yoksa klasiklerin bu şekilde yorumlanmasından mı çok hoşlanmıyorum bilemiyorum ama oyun maalesef benim bu heyecanımı karşılamadı.

Hepsi sadece bir oyundu. – “Oyun”, Samuel Beckett yazdı, Şahika Tekand yönetti

“Batıyor, her şey batıyor, karanlığa, huzur geliyor, düşündüm, yine de, en sonunda, haklıydım, yine de, Tanrı’ya şükür, bu değişiklik ilk olduğunda –  düşündüm… Huzur, evet, sanırım, bir tür huzur, bütün o acılar, sanki hiç olmamış… Şimdi biliyorum, bütün bunların hepsi sadece… oyundu.”

Samuel Beckett‘ in İngilizce kaleme aldığı “play” orijinal halinde iki kadın bir erkek üç oyuncunun birbirinin aynı boydaki 3 kül küpünün/urnanın (ölülerin küllerini saklamaya yarayan vazo) içinde yalnızca başlarının gözüktüğü formda oynanmaktadır. Yüzler oyun boyunca kıpırdamadan, belirsiz bir ifadeyle durur ve oyuncular yalnızca spotlar onları aydınlatınca konuşurlar.

Oyun’un Şahika Tekand yönetimindeki halindeyse 3 oyuncu yerine bu 3 oyuncunun rollerini paylaşmış 10 kadın 5 erkek oyuncu var. Bu 15 oyuncu küpler yerine kare kutulara oturtulmuşlar. Tekand’ın deyişiyle “Oyuncunun bir çeşit içine hapsolduğu bu alanlar küçük bir oda, aynı zamanda sahne, aynı zamanda bir apartman katı, aynı zamanda mezar”. Yine onları harekete geçiren ve konuşturan, ışık.