Babamın Cesetleri @Krek

 

Yine Krek, yine bambaşka hayatlar, yine sarsıcı bir hikaye, yine muazzam oyunculuklar…

Kulağımda Jose Gonzales’in muazzam şarkısı Crosses çalıyor. Sonra elimdeki afişe bakıyorum, ürkütücü. Tedirgin bir şekilde camın önündeki perdenin açılmasını bekliyorum. Bu kez camın arkasında bir hastane odası var.

Bir aile var hastane odasında. Ölüm döşeğinde bir baba (Şerif Erol) ve iki oğlu (Kaan Taşaner ve Öner Erkan). Önceleri tanımaya çalışıyoruz onları. Bir yandan tamamlanamayan diyaloglar ve cevabı alınamayan soruların tekrar tekrar sorulması ile içimizde inanılmaz bir merak uyanıyor, diğer yandan alakasız bir yerde söylenen bir cümlede saklanan cevaplar onların hikâyelerini anlamamıza yardım ediyor. İlk yarı bu med-cezirlerle temposu düşük bir şekilde ilerledi.

İkinci yarıda ise asıl meselenin aile hesaplaşması olduğunu anlıyoruz. Öyle bir hesaplaşma ki tokat gibi çarpıyor yüzünüze. Bir süre kendinize gelemedikten sonra aklınızda ve kalbinizde tonla soruyla ayrılıyorsunuz salondan.

Sahi ismimizin önüne anne, baba, eş, sevgili gibi sıfatlar geldiği zaman hayat daha da mı zorlaşıyor?

Bir eş…İlk başta herkesten çok farklı diye aşık olduğumuz o adamın evlendikten sonra değişmesini bekleyişimiz, karşımızdaki insanın hep aynı kaldığını kabul etmek istemeyişimiz, hepsi şu yapıştığı isme hayatı zorlaştıran, bin bir tane sorumluluk yükleyen düzenbaz sıfatlar yüzünden mi? Onlar yüzünden mi artık bir ‘birey’ olmaktan çıkıp karşı tarafın isteklerine göre hareket etmemiz? Tutkuyla bağlı olduğumuz şey her ne ise sırf karşı tarafı ihmal etmemize neden olduğu için onu ikinci plana atmamız gerekmesi. Bunu yapmayanın bencil, sevgisiz gibi hiçbir isme yakışmayacak sıfatları almaları. Önceliğin kendinden gittiğini düşününce elinle büyüttüğün o sevginin kocaman bir nefrete dönmesi, büyük bedeller ödenmesi.

Bir baba… Çocuklarına baba olmak mı yoksa kendini ait olduğun yerde hissetmek mi? Bir çocuğun babasını yanında istemesinden daha doğal bir şey yoktur ama ya o babanın dünyası dört duvar arasında sıkışıp kalamıyorsa? Ya kendini özgür hissettiği yer bambaşka bir yer ise? Çocukların O’nu uzun süre gelemeyeceğini bile bile evde günlerce beklemesi, sonra zamanla O’nunla hep bir kavga içinde olması, O’nun gücünü, sevgisini arkasında hissedememesi.. Şanslı olanın büyüdükçe babasının da bir ‘birey’ olduğunu anlaması ile O’nunla ilişkisini düzeltmeye başlaması, zayıf olanın ise ömrünce bu kavgadan kurtulamaması, öfkesinin üzerine öfke, korkularının üzerine korku eklemesi ama bunların hepsinin sebebinin aslında içten içe deli bir sevgi olması.

Hep bunlar yüzünden mi tutkuyla bağlı olduğu işi, hayatındaki her şeyden önce gelen eşler / babalar arkalarında enkazlar bırakıyorlar?

Bütün bu soruları aklıma kalbime kazıyan bir oyundu ‘Babamın Cesetleri’. Hem Berkun Oya’nın kaleminin sağlamlığı hem de bütün oyuncuların muazzam performansları büyük bir beklenti ile gittiğim oyundan hayal kırıklığına uğramadan ayrılmamı sağladı. Komedide görmeye alışık olduğumuz Öner Erkan’ı bir dramada izlemek oldukça heyecan vericiydi. Şerif

Erol, Kaan Taşaner ve Defne Kayalar da performanslarıyla bütün bu duyguların ilmek ilmek içimize işlenmesini sağladılar.

Vakit kaybetmeden biletinizi ayırtmanızı tavsiye edeceğim bu oyun her hafta Çarşamba,

Perşembe, Cuma ve Cumartesi akşamları 20.30’da Krek’te oynuyor.

Oyun künyesi:

Yazan ve Yöneten: Berkun Oya

Oynayanlar: Defne Kayalar, Kaan Taşaner, Öner Erkan, Özge Özel, Şerif Erol, Ulaş Tuna Astepe

Skills:
  • Izle
Share: