Mevsim bahar olunca

Erguvanlar açmadan, enginarlar leğene düşmeden, papatyalar demet demet toplanmadan, polenler hapşurtmadan, ada vapuru kalabalıklaşmadan bahar gelmez.

Bunlardan öncesi yalancı bahardır. Ve ortalama bir yalancı bahar, gariban bir ağaca defalarca yalan söyleyebilir; ağaç her seferinde baharın geldiğine inanıp boş yere çiçeklenebilir. Bu, bizim baharımız değildir. Bizim çiçeklenmemiz, kışlıkların kaldırılmasına tekabül eder.

Bu bahara (Bahar başlangıcını Nisan kabul ediyorum. Zira Mart, her an kışa geri pas yapmak suretiyle heves kırma potansiyeli yüksek olan sinsi bir aydır.) Nisan’ın ilk günü, Ayın Biri Kilisesi’nde girdik.

Sabahın erken saatlerinde kilisenin önündeki satıcılara meyletmeyerek, avluda sıraya girmiş kadınların arasında yerimizi aldık. Dilekleri kabul olanların ikramlarını geri çevirmeden sıramızı

bekledik. Ne dileyeceğimize karar vermeyi başardıktan sonra anahtarlarımızı aldık. Anahtarlarını almış, dileklerini dilemiş, papazın kendilerini kutsaması ve dileklerinin kabul olması için dua etmelerini bekleyenlerin arkasında kuyruğa girdik.

Sıranın bana gelmesini beklerken etrafımdaki insanlara baktım.

Kalbinizden geçenleri isterseniz bir buluta söyleyin, ister dua edin, isterseniz bahçenizdeki gül ağacının dibine yazıp gömün, hepimiz aynıyız. Diz çökmüş istavroz çıkaranı da aynı, ellerini açmış dua edeni de, “ben bunlara inanmam, senin hatrına geldim” diyeni de, kınayanı da, dalga geçeni de. Yüreğinde bir dilek taşıyan ve bunun kabul olmasını isteyen herkes aynı.

Baharın ilk gününde, dileklerimizi bahar kutlamasına bahane ettik. Hem hava ısınsa, dalları yeşil bassa, sen kendini incecik hırkayla okağa atsan ne olacak?

Kalbine, ruhuna bahar gelmedikten sonra…

Adeti bilmeyenler için:

Ayın Biri Kilisesi’ne – adından anlaşılacağı üzere – ayın birinde gidiyorsunuz. Kilisenin yan kapısından girip 1 TL karşılığı anahtar alıyorsunuz. Dileğinizi dileyip sıraya giriyorsunuz. Sıra size geldiğinde kilisenin papazı (veya diyakozu) önce adınızı soruyor, sonra başınızı bir örtüyle kapatıyor ve adınızı tekrar ederek sizin için dua ediyor. Anahtarınızı alıp gidiyorsunuz. Dileğiniz kabul olduğunda anahtarı kiliseye iade etmeniz gerekiyor. Kilisedeki din adamları sizden ayçiçek yağı isterse de götürün.

Dilerseniz içeride anahtarını kilisenin türlü yerlerine değdirip dua edenlere kapılabilir, alt kattaki ayazmadan su içebilir ve yanınıza alabilirsiniz. İçeride “böyle bir adet yoktur, hanımlar lütfen!” diye bağıran abiye aldırmayın. Dilek sizin, neye inanıyorsanız yapın.

* Orada üzüntüyle öğrendim ki Ayşe Arman meşhur etmiş kiliseyi.

Yazık. İnsan, yaşadığı şehirdeki yeme-içme-eğlenme sevdasının peşinde koşarken görmüyor galiba kaç yıldır gözünün önünde duran şeyleri.

** Bu yazı vesilesiyle bana bu ve benzeri adetleri öğreten Divina teyzemizi özlemle anıyorum.

Şarkı : İncesaz / Kalbimdeki Deniz

Skills:
  • Gez
Share: