Kazdağları! Sesini, nefesini sevdiğim…

Bu şehir insanı şaşırtır, alır bir o yana bir bu yana savurur, atar havaya da yere düşerken tutmaz. Şehri sevenlerine bırakıp gidersem nereye giderim; dağa, denize, ormana, maviyle yeşilin sarıldığı yerlere.

Gökkuşağını boynuma takar yelken açarım, yüzümde rüzgar.

Bu aralar hep yol şarkıları kulağımda, bir yolculuk hasreti yüreğimde. Beni hep Ege’ye götürür ayakları onları serbest bıraktığımda. Köklerini mi bulmak ister; atalarımın topraklarıyla arama deniz girmiş, hep denize gitmek ister.

Kazdağları! Sesini, nefesini sevdiğim. Nehir coşkusuyla, toprak çiçekleriyle, ağaçlar meyvelerle, hayvanlar yeni yavrularla kutlarken baharı, yüzünü dönmüş yaşama. Bülbüller sabaha kadar aşklarını ilan ederken uyumaya kıyamamak, uyandığın sabahın serin kokusuna sarılmak, doğa karşılıksız verirken ona kalbini açmak. Yeniden aşık olmak gibi, “kara kışın kuruttuğu kalbini gülümsemesiyle ısıtırken.”*

Zeytin ağaçlarının arasından bir toprak yol geçer, çam ağaçlarına, ormana doğru. Olur da kuşlar rehberlik etmezse, nehrin sesi çeker yanına. Gürül gürül akar da düşündürür hayatı, akışı. Her şey nasıl geçerse öyle, iyi de kötü de. Nehre dur denmez de hayata nasıl denir? Akışın ritmini, önüne çıkan her şeyi birlikte götürüşünü, götürürken yenilediğini, temizlediğini seyrederken; insana hayatın akışını kabul etme, huzurla seyretme gücü verir.

Başını dağın tepesine doğru çevirdiğinde, uzaktan Sarıkız görünür ve kaybolur ansızın. Evinde misafir ederken seni, dokun saçlarına, sunduğu suyu iç de ruhunu serinlet. Gülüşünde güneş, gözyaşında yağmur, sesinde rüzgar vardır.

Mehmetalan Köyü yolundan dönerken elma yanaklı kızlar zeytinyağı satarlar tezgahlarında. Çocuk gözlerinden düşünceleri okunur, dokunsan kırılacak gibi narin ve utangaç. Kocaman yüreklerine neler sığmıştır kim bilir. Sarılıp öpsen doğurduğu bebelerin kokusu gelir burnuna. Bir sokakta Elif Nine ve can yoldaşı Firdevs’i görürsen selam söyle, bak da gör arkadaşlık neymiş…

Kazdağları’nda geceleri yıldızlar dökülür gökyüzünden. Saysan sayılmaz, uzak olanı yakınlaştırır baktıkça.

Güzelim ay, fısıldar kulağına en güzel masalları. Bir sessizlik çöker ağaçların arasına sis gibi, kendi kalp atışının sesini duyarsın nihayet de hayattayım diye sevinirsin.

Nefes almaya, dağın o tarifi mümkün olmayan nefis suyunu içmeye doyamazsan, meyve ağaçlarının altına oturup kuş seslerini dinlemeyi özlersen yine gidersin. Yeter ki yok etmesin onu kirli eller, canına kıymasınlar. Öyle güzel ki o, senin bakmaya kıyamadığını onlar boğarken dua et, Kazdağları onların sert yüreklerini de yumuşatsın.

Bir başını alıp gitmekse benimkisi, hiç yılmasın içimdeki gezginci…

*Kalbimden zihnime giden yolda bana ilham veren YOLDA müzik grubuna sevgiler…

http://www.youtube.com/watch?v=LodUa60cj3g

Leave a Reply