Yaratıcılık ve Psikiyatrik Bozukluklar

Antik çağlardan beri insanlar “yaratıcılık” ve “psikiyatrik bozukluklar” arasında bir bağlantı olabileceğini düşünmüştür. Peki, gerçekten “deli profesörler” en acayip buluşları yapar, “şizofren ressamlar” en soyut sanat eserlerini üretir? Ya da yenilikçi bir tasarım yapmak için biraz kaçık olmak mı gerekir?

Psikopatolojik ve nörolojik bozukluklarla yaratıcılığın karakteristik özellikleri arasında benzerlikler bulunmaktadır. “Bipolar bozukluk”, “demans”, “dikkat kaybı bozuklukları”, epilepsi ve şizofreni ayrı ayrı yaratıcılık ile karakteristik anlamda benzerlikler gösterse de, bu ilişkiyi kesin olarak kanıtlayabilecek bilimsel bir kanıt yoktur. Acaba bu ilişki bir neden-sonuç ilişkisi mi yoksa gerçekten direkt bir ilişki var mı?

1.Bipolar bozukluk ve yaratıcılık

1949′da Alman sanatçılar ve aileleri üzerine yapılan bir araştırmaya göre bipolar bozukluk ve yaratıcılık arasında tanımlanabilir bir ilişki vardır. Bunun nedeni hem bipolar bozukluğun hem de yaratıcılığın genetik olarak nesilden nesile geçmesi olarak gösterilmiştir. Bu ailelerde, genetik izolasyon nedeniyle gelecek nesillerde hem yaratıcı olup, hem de bipolar bozukluk taşıma oranı yükselmektedir. Yazarlar üzerinde yapılan başka bir araştırmaya göre, yazarların yüzde 80′i ciddi duygu-durum bozukluğu yaşamaktayken bu oran genel olarak topluma bakıldığında yüzde 30′da kalmaktadır. Bir diğer çalışmada, manik-depresif kişilerin yaratıcılık üzerine yapılan testlerde kontrol grubuna göre daha başarılı olduğu tespit edilmiştir.

Van Gogh, bipolar bozukluk hastasıydı

Bilgi işlemede bozukluk yaşanması belki de yaratıcılığı arttırmaktadır. Ayrıca bu bozuklukları taşıyan kişilerin beyin taramalarında normal insanlara göre daha aktif bölgeler tespit edilmiştir ve belki de bu bölgeler yaratıcılığı besleyen noktalardır.

2.Demans (akıl bulanıklığı) ve yaratıcılık

Dr.Bruce Miller, ön temporal lob atropisi olan resim yeteneği yüksek hastalar üzerinde çalışmalar yapmıştır. Beynin sol kısmı sözel, sağ kısmı ise görsel konularla ilgilidir. Dr.Miller’ın hastalarının çoğunun beyinlerinin sol kısmında dejenerasyon tespit edilmiş fakat sağ kısımların normal olduğu görülmüştür. Belki de sol kısımdaki aktivite düşüklüğü, sağ kısmın çalışmasıyla alakalı olası müdahale ve çakışmaları önlemekte ve sonuç olarak sağ kısım daha üstün çalışmaktadır. Fakat doktorlar bazı hastaların sol temporal loblarını aldıklarında ve ameliyat sonrası yaratıcılıklarındaki artışı ölçtüklerinde belirgin bir artış tespit edememiştir. Bu her ne kadar direkt olarak hipotezi çürütmese bile, kesin bir ilişki olduğunun da kanıtlanamadığı anlamına gelmektedir.

  1. Dikkat kaybı bozuklukları ve yaratıcılık

Nikola Tesla, Edison, ve Mozart bu hastalığa sahipti. Dikkat kaybı bozukluğu bulunanlar ile yaratıcı kişiler arasında ciddi benzerlikler vardır. Gündüz düşleri, akademik başarısızlık, konsantre olamama, ani mod değişiklikleri, sosyal bozukluklar, başladıklarını bitirmede güçlük, dikkatsizlik, hiper-aktivite, heyecan, vb. Araştırmalar göstermektedir ki, hem dikkat kaybı bozukluğu çekenler hem de yaratıcı kişilerin zayıf bir düşünsel frenleme sistemi vardır.  Bu durum akıllarına gelen şeylerin üst üste düşmesine ve birikmesine yol açmakta ve yaratıcılığı tetiklemektedir. Ayrıca araştırmalar göstermektedir ki, ön beynin ciddi olmayan oranda zarar görmesi hem dikkat kaybı bozukluğuna hem de yaratıcılıkta yükselmeye neden olmaktadır. Tatlı tatlı zarar verebilirsiniz yani (!)

  1. Epilepsi ve yaratıcılık

Dostoyevsky, Edgar Allen Poe, Flaubert. Araştırmalar gösteriyor ki yoğun epilepsi nöbeti geçiren hastalar çok daha sık not almakta ve duygularını çok daha derin ifade edebilmektedir.

Bu durumun da dolaylı olarak yaratıcılığı arttırdığı düşünülmektedir. Fakat hastalarda bu durumun oluşmasının nedeni tam olarak bilinmediği için direk bir bağlantı olduğu da kanıtlanamamıştır.

  1. Şizofreni ve yaratıcılık

Şizofreni hastaları duygusal karmaşalar, sosyal hayata uyumsuzluk gösteriyor ve duygusal tepkileri içinde bulundukları durumla çelişebiliyor. Ayrıca çeşitli ses ve görüntü sanrıları yaşanabiliyor. Yaptığı kedi tasvirleri ile ünlü olan Louis Wain‘ın hayatının son on beş yılında şizofreni hastalığına yakalandığı bilinmektedir. Hastalığının başlangıcından ölümüne dek kedi tasvirlerindeki değişim net olarak görülmekte.

Bu durum gerçeklikten kopan algıların ve yanılsamaların gerçekmiş gibi tasvir edilmesini doğurur. Yaratıcı kişilerin de normal dışı bir anlatıma sahip olması gerektiğini düşünürsek, şizofren bir sanatçının yaratıcı olarak algılanmasını anlayabiliriz.

Psikoaktif  maddeler ve psikiyatrik bozukluk tedavisinde kullanılan veya kullanılagelmiş kimyasal maddelerin de nöro-transmitter ve reseptörler üzerine etkileri benzer şekilde yaratıcılık ile etkileşimi olduğu sanılan maddelerdir ve bu konuda son yıllarda artan bir ivme ile çalışmalar yapılmaktadır.

Leave a Reply